Tarım Makinelerinde Patent ve Faydalı Model Hakları

Avrupa ile Gümrük Birliği’ne giren Türkiye’nin yükümlülükleri gereği yasalarını değiştirerek, yeni yazılı metinleri uygulamaya koyması ile bazı tabular yıkılmış ve oyun, “Anneler Ligi”nin kurallarından çıkarılarak, bir üst ligin koyduğu esaslar çerçevesinde gerekli olan kramponlar ve formalarla oynanmaya başlamıştır.

Yeni düzenlemelerden biri de, tarım makinesi tasarımı, imalatı, ticareti yapanları da kapsayan, patent ve faydalı model hakları konusunda yürürlüğe konulan yasal düzenlemelerdir. Bu yazıda, patent ve faydalı model hakları konusunda genel bilgi verilecek, uyulması gerekli olan kurallar açıklanacak, uyulmaması halinde tarafların hakları ve sorumlulukları belirtilecektir.

Ülkemizde, Tarım Bakanlığı kayıtlarına göre, 1.000 civarında tarım makinesi imalatçısı bulunmakta ve bunlar 125 farklı tarım makinesinin, 500 civarında modelini üretmektedir. Kısaca söylemek gerekirse, pazar şansı bulunduğu sürece, imalatçımız her türlü tarım makinesini imal etme tekniğine ulaşmış bulunmaktadır.

Patent ve faydalı model hakkı; yeni teknoloji geliştirene, yeni bilgi üretene, belli bir süre için, o bilginin kullanımına ilişkin imtiyaz tanınmasıdır. Patent ve faydalı model sisteminde bu imtiyaz bir buluşa verilir. Bu çerçevede teknik bir sorunun çözümü için organize olmuş bilgiye ‘buluş’ denilmektedir. Patent ve faydalı model belgesi, buluşlarını ayrıntılı olarak açıklama karşılığında, buluş sahiplerine verilen koruma belgesidir ve sahibi buluş konusu ürünü, belirli bir süre üretme, kullanma, satma ve/ veya ithal etme hakkına sahip olmaktadır.

Patent ve faydalı model sisteminin temel işlevi; buluş faaliyetinde bulunmayı özendirme ve buluş sahibinin haklarını koruyarak, teknoloji transferi için ortam hazırlamaktır. Bu sistemin arzu edilen şekilde işlemesinin ön şartı, serbest piyasa ekonomisini gerektirmesidir. Bu nedenle; rekabeti düzenleyen mevzuatın bulunması, haksız rekabetin önlenmesi, tekelleşmeyi önleyen kuralların geçerli kılınması ve dış rekabete karşı korumanın en aza indirilmesi işlerliğini arttıracaktır.

Patent yasalarının temeli 1474 tarihli Venedik Yasası’dır. Bunu 1624 tarihli İngiliz, 1790 Amerikan, 1791 Fransız, 1877 Alman ve 1878 tarihli Türk Patent Yasası izlemektedir. Tarihsel gelişime bakıldığında, Türk Patent Yasası’nın, dünyadaki ilk örneklerinden olduğu görülmektedir.

İlk Türk Patent yasası, 23.Mart.1878 tarihli “ İhtira Beratı Kanunu”dur. İhtira beratı, buluş belgesi anlamındadır. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 51 sayılı tefsir kararı ve 6563 sayılı Kanun dışında, yasal düzenlemelere dayanan hiçbir değişiklik yapılmamış ve yasa yürürlükte kaldığı 116 sene boyunca dünyadaki ve Türkiye’deki çok önemli değişme ve gelişmelere rağmen aynen kalmıştır. Yukarıda sayılan tüm eski patent yasalarının özelliği; patentin, başvurunun yapılıp, patentin verildiği devletin sınırları içinde korunmasıdır. Bu ilke, milli ticaretin ön planda tutulduğu ve gümrük korumacılığı ile desteklendiği sürece tutarlı olmuştur. Ancak giderek artan uluslararası ekonomik ilişkiler, sistemin sakıncalarını da ortaya çıkarmıştır.

Uluslararası nitelikte koruma sağlayacak olan ilk anlaşma 20.Mart.1883 tarihli “Paris Sözleşmesi”dir. Türkiye bu anlaşmaya ilk kez 1925 yılında imza koymuştur. Bu anlaşma birçok kez tadil edilmiş, en son 1967 yılında yapılan Stockholm değişikliğine ülkemiz, 1.Şubat.1995 tarihinde katılmıştır.

Paris Sözleşmesi iki temel üzerine konulmuştur. Bunlar, “Eşit İşlem Görme” ve “Rüçhan Hakkı” ilkeleridir. Bu anlaşma günümüzde de en önemli uluslararası anlaşma özelliğini korumaktadır ve 180 civarında ülke bu anlaşmaya imza koymuş bulunmaktadır.

Eşit işlem görme ilkesine göre; anlaşmaya imza koyan ülkelerin vatandaşları, birlik üyesi diğer ülkelerde, o devletin kendi vatandaşları ile eşit sayılır ve eşit işlem görür. Bir başka deyişle, bu anlaşmaya imza koymuş olan yabancı ülkelerin vatandaşları, Türk mahkemelerinde, Türk vatandaşlarının sahip oldukları hakları kullanabileceklerdir. Türk vatandaşları da aynı haklara diğer ülkelerde sahip olacaklardır.

Rüçhan hakkı ise, başvuru sahibine başvuruda bulunduktan sonra, rüçhan süresi adı verilen ve belirli olan bir süre içinde, birlik üyesi devletlerde, ilk başvurusunu yaptığı tarih itibariyle koruma imkanı sağlanmasıdır. Bunun anlamı, Türkiye’ de Türk Patent Enstitüsü’ ne, buluşu ile ilgili başvuruda kimse aynı tarihte, belirlemiş olduğu ülkelerde de başvuru yapmış sayılacaklardır.

Patent ve faydalı model konusunda; 27.Kasım.1963 tarihli Strasbourg, 19.Haziran.1970 tarihli Washington, 5.Ekim.1973 tarihli Münih anlaşmaları ile uluslararası birliktelik sağlanmak istenmiş ise de, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki görüş farklılıkları devam etmektedir.

Gelişmiş ülkelere göre, dünyada yılda trilyon dolar civarında taklit üretim yapılmaktadır ve bu önlenmelidir.

Gelişmekte olan ülkelere göre ise; gelişmiş ülkelerin yaptığı uluslararası anlaşmalar, gelişmiş ülkeler ile onların çok uluslu şirketlerine hizmet etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde verilen patentlerin ve faydalı model belgelerinin yüzde 85’i yabancı kişi ve kuruluşlar ile bunların çok uluslu şirketlerine aittir. Oysa teknik ilerleme insanlığın eseridir, eşit şekilde paylaşılmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerin buluş için gerekli araştırmalara ayırabilecekleri yeterli kaynakları bulunmamaktadır. Bu sebeple yapılan buluşlar taklit edilmeye devam edilecektir. Aksi halde zaten cılız olan sanayileri gelişmiş ülkelerin kontrolü altına girecektir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında, anlaşma konusunda yapılan birçok uluslararası toplantı sonuçsuz kalmıştır. 1980 Cenevre, 1981 Nairobi ve 1982 de tekrar Cenevre’de yapılan toplantılarda gelişmiş ülkelerin yapmak istedikleri teknolojik yardımlar, tuzak olarak görülmüştür. Özetle geri kalmış ülkeler “Kusura bakmayın, ürünlerinizi taklit etmeye devam edeceğiz” demektedirler.

Dünyada bu gelişmeler olurken, Türkiye’ye yansıması ne şekilde olmuştur, sistem nasıl değişmiştir? Türkiye, sanayii olmayan veya henüz gelişmeye başlamış bir ülke midir? Başka ülkelerde geliştirilmiş buluşların ve ürünlerin taklit edilmesine daha ne kadar zaman devam edilmelidir? Yoksa gelişmiş ülkelerin koyduğu ve serbest rekabet esasına dayanan kurallara göre mi oynanmalıdır?

Avrupa ile Gümrük Birliği’ne giren Türkiye, patent hakları konusunda gelişmiş ülkelerin uygulamakta olduğu kuralları kabul etmiş bulunmaktadır. Bu konuda 116 yıldır sürdürdüğü tutumunu değiştirmiş, 27.Haziran.1995 ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe giren “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile yeni kuralları uygulamaya koymuştur.

Yeni mevzuata göre, patentle korunacak olan buluşların taşıyacağı özellikler şunlardır:

*Yenilik

*Tekniğin bilinen durumunun aşılması

*Sanayiye uygulanabilirlik

Yenilik, daha önce başkaları tarafından yazılı olarak veya uygulanarak açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir. Buluş daha önceki bir tarihte başka bir kimse tarafından dergilerde, yayınlarda yazılı olarak açıklanmamış veya üretilerek uygulamaya konulmamış ise yeni sayılacaktır.

Tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri ise “konuda uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya koyamayacağı” nitelik anlamındadır. Örnek vermek gerekirse, tarım makineleri konusunda yapılan bir buluşu, bu konuda uzman olan bir kimse, “Ben bunu kolay kolay düşünüp uygulamaya koyamazdım” diyebiliyorsa, tekniğin bilinen durumu aşılmıştır.

Sanayiye uygulanabilirlik ile anlaşılması gereken, buluşun tarım dahil tüm sanayide uygulanabilir olmasıdır. Yani buluş teorik olmamalı, pratiğe aktarılabilir özellik taşımalıdır.

Yeni düzenlemeler ile hukukumuza “Faydalı Model” kavramı da girmiştir. Faydalı Model küçük buluş anlamındadır ve dünya hukukuna ilk kez 1911 yılında Washington anlaşması ile girmiştir. Ülkemiz bu kavramı 1995 yılında hukukumuza dahil etmiştir.

Faydalı model ile özellikle küçük ve orta ölçekli sanayicilerimiz ile araştırma kuruluşlarımızın, buluş yapmaları ve bunları sanayiye uygulamaları özendirilmektedir.

Bu korumanın yararını kısaca özetlemek gerekirse; patent verilmesine oranla zaman ve masraf açısından daha elverişlidir. İncelemesiz patentte koruma süresi 7 yıl iken, faydalı model de 10 yıldır. Diğer taraftan, küçük ve orta ölçekli işletmelerin gerçekleştirdiği yeniliklerin, rakiplerce hemen hemen aynısının yapılarak taklit edilmesi tehlikesi mevcuttur. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin, mütevazı da olsa, buluşlarını faydalı model belgesi vererek korumak, onların ekonomik varlıklarının idamesine hizmet edecektir. Başka bir deyişle, faydalı model koruması, tecavüz fiillerine karşı, patent korumasına oranla daha çabuk ve seri bir işlev görecek şekilde düzenlenmiştir. Faydalı model belgesi almak için, yukarıda sayılan patent kriterlerinden “tekniğin bilinen durumunun aşılması” kriteri aranmamaktadır. Yani bir uzman incelemesi ve “ben bu işi kolay kolay düşünüp uygulamaya koyamazdım” kanaatine ihtiyaç bulunmamaktadır. Sadece “yenilik” ve “tarım dahil sanayiye uygun olmak” yeterli olmaktadır. Bunun dışında patent koruması ile sağlanan her türlü hak, faydalı model koruması için de aynen geçerli olmaktadır. Açıklamalar ışığında faydalı model belgesi, küçük ve orta ölçekli sanayici için, patentten daha avantajlı ve hayati önemi haiz bir yeni uygulama olarak hukukumuza girmiş bulunmaktadır.

Koruma sadece, Türk Patent Enstitüsü siciline kayıtlı buluşlar için söz konusu olabileceğinden, bir buluş yaptığına inanan, buluşunun rakipleri tarafından taklit edilerek piyasaya sürüleceği endişesini taşıyan buluş sahiplerinin mutlaka haklarını tescil ettirmeleri gerekmektedir.

Türk Patent Enstitüsü’ne yapılacak, patent veya faydalı model başvurusu için, 05.11.1995 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, “551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde kararnamenin Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmelik” esasları çerçevesinde bir dosya hazırlanır ve buluş konusu kapsamlı olarak açıklanır, bir başvuru formu ile enstitüye iletilir. Başvurunun, enstitüye yapıldığı gün, saat ve dakikadan itibaren, koruma başlar ve aynı konu ile ilgili daha sonraki başvuruların korumaya alınma şansı ortadan kalkar. Dosya, enstitü tarafından incelemeye alınır. Yapılacak başvurunun; incelemeli veya incelemesiz patent, faydalı model, rüçhan hakkı istenilip istenilmemesine göre ön hazırlıklarının farklılığı teknik detaylar olduğundan ve bu yazının amacını aşacağından, açıklanmasında yarar görülmemektedir.

Ancak, anlatılmak istenen husus, küçük de olsa bir buluş yaptığına inanıyor iseniz, bunu tescil ettirerek koruma altına aldırınız. Bir Alman atasözüne göre “Teknik oyunla başlar.” Bu gün önemine inanmadığınız veya küçük saydığınız bir buluş yarın hayatınızın garantisi olabilir. Bu hak, veraset yoluyla mirasçılarınıza intikal edebilir, bir başkasına ücret mukabili ile lisans veya devri mümkündür.

KÜÇÜK BULUŞLARINIZI DİKKATE ALIN, ONLAR ÇOK ÖNEMLİDİR VE KESİNLİKLE MÜTEVAZI OLMAYIN, BUNU BEN BULDUM DİYE GURURLA İLAN EDİN. SİZİNLE ALAY EDENLER OLABİLİR, “BUNUN YAPTIĞI DA İŞ Mİ” DİYENLERE ALDIRMAYIN.

Haklarınızı koruma altına aldırın, sizinle bu gün alay edenler, yarın buluşunuzu taklit ederek üretime sokacaklar, bundan hakkı olmadıkları kazançları ve onuru sağlayacaklardır. Tescil için yapılacak işlemlerde tereddüt ediyorsanız, mutlaka bir patent vekiline danışınız.

Enstitü tarafından gerekli işlemler tamamlandıktan ve buluşunuz adınıza tescil edildikten sonra, bu hakka tecavüz edilirse, ne yapılmalıdır? Önce, bu hakkınıza tecavüz sayılan eylemler nelerdir, yürürlükteki yasalar neleri tecavüz saymaktadır, buna bir bakalım.

551 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre aşağıda sayılan fiiller patentten ve faydalı modelden doğan hakka tecavüz sayılır.

1.- Patent / faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek,

2.- Kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde, tecavüz yoluyla üretilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmak,

3.- Patent / faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu olan usulü kullanmak veya buluş konusu usulle doğrudan doğruya elde edilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmak,

4.- Patent / faydalı model sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans veya zorunlu lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek,

5.- Yukarıda sayılan fiillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,

6.- Kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan eşyanın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmak

Görüldüğü gibi yeni düzenlemeler, patentten ve faydalı modelden doğan hakka tecavüz sayılan fiilleri ayrıntılı şekilde ortaya koyarak, taklit üretimi önleme ve buluş faaliyetini özendirme yolunu seçmiş bulunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, Kanun hükmünde kararnamenin 164 ‘üncü maddesine göre, patent sahibine tanınan koruma, faydalı model belgesi sahibine de aynen tanınmaktadır. Bir başka deyişle, yukarıda açıklanan tecavüz fiilleri faydalı model için de geçerli olmaktadır. Patent veya faydalı modeli tecavüze uğrayan taraf “hukuk ve ceza davaları” açarak hakkını güvence altına alabilir. Açılacak olan hukuk ve ceza davalarını ayrı ayrı incelemekte yarar görüyoruz.

Hukuk davalarında, patent veya faydalı model hakkı tecavüze uğrayan kimse,  Mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir:

1.- Tecavüz fiillerinin durdurulması talebi,

2.- Tecavüzün giderilmesi ve maddi manevi zararın tazmini talebi,

3.- Taklit olarak üretilen veya ithal edilen ürünlere, bunların üretiminde kullanılan araçlara el konulması talebi,

4.- El konulan ürün ve araçlar üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınması talebi,

5.- El konulan ürün ve araçların gerekirse imhası talebi,

6.- Tecavüz eden aleyhine verilen mahkeme kararının masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak, ilgililere tebliğ edilmesi ve kamuya ilan yoluyla duyurulması talebi.

Patent veya faydalı model hakkı tecavüze uğrayan ceza davası da açabilir. 3.11.1995 tarih ve 4128 Sayılı Kanunun 1’inci maddesi ile yapılan yeni düzenlemeler ile taklit üretimde bulunanlar hakkında hapis ve para cezası, işyerlerinin belirli süre ile kapatılması ve aynı süre ile ticaretten men edilmelerine hükmolunabilmektedir. Ayrıca, ceza davalarında,1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 344’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının 8 numaralı bendi uygulanmaz. Bir başka deyişle, bu suçlar “Şahsi Dava”ya konu olmaktan çıkarılmış, “Kamu Davası” niteliğini almıştır. Dolayısıyla, usulüne göre Cumhuriyet Savcıları tarafından takip edilecektir. Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikayetler, acele işlerden sayılmıştır, Adli Tatilde de görülebilecektir.

Hukukumuzdaki yeni düzenlemeler ile taklit üretime karşı gerekli önlemler alınmış, buluş yapma özendirilmiş, buluş yapanların hakları güvence altına alınmış, gelişmiş ülkelerin yasaları ile paralellik sağlanmıştır. Batının gelişmiş ülkelerinin uzun yılların tecrübeleri ile oluşturduğu esaslar geç de olsa ülkemizce de benimsenerek hayata geçirilmiştir. İsveç’te bir söz vardır: “Taklit üretim yapanlara ağır ceza vermeyin işletmeyi sıkıntıya sokarsınız. Aksine çok ağır cezalar verin, taklit yapan ceketini alsın ve işletmeyi terk etsin.”

Konuya ilişkin son söz “KANUNU BİLMEMEK MAZERET SAYILMAZ, TESCİL EDİLMEMİŞ BULUŞ HAK SAĞLAMAZ, BULUŞLARINIZI KÜÇÜK DE OLSA TESCİL ETTİRİNİZ. İSTER YERLİ İSTER YABANCI FİRMALARIN TESCİL EDİLMİŞ ÜRÜNLERİNİ TAKLİT ETMEK YASAKTIR. TAKLİT ÜRETİM YAPANLAR FİİLLERİNİN GEREKTİRDİĞİ DAVALARLA KARŞI KARŞIYA KALACAKTIR” olacaktır.

 

Dr. Apti Yaltırık

Avukat