Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye Tarımının Özellikleri ve Sorunları

372

Tarım, beslenmede temel gereksinim olan önemli ürünlerin üretildiği alandır. Tarım gücü geçmişten günümüze hep ön sırayı işgal etti. Yapılan araştırmalarda, hep tarımsal üretimin artırılma çabaları üzerinde duruldu. Bilindiği gibi tarımda üretimi artırmanın iki yolu vardır. Ya birim alanda yada birim hayvanda ürün miktarını artırma, yada mevcut tarımsal alana yani alanlar, mevcut hayvan varlığına yeni sayılar katmakla olanak kazanır. Gelecek 20 yılda dünya tarımsal alanında beslenmede en etkin ürün olan tahıl üretiminin yüzde 36 artırılması gerekiyor. Kaynaklara göre bu süre içerisinde dünyada tarıma yeniden açılacak alan sadece yüzde 5 civarındadır. Türkiye’de ise hemen hemen tarıma açılacak alanlar olabildiğince açılmıştır. Bu gün 24 milyon 880 bin hektar alan işlenmektedir O halde tarımda tek çare, birim alan ve birim hayvan için daha fazla verim üretmektir.

Bilindiği gibi tanımsal üretim, doğal koşullarda önemli ölçüde etkilenir. Üretici bitkisel ve hayvansal üretim planlamasını ve çeşitliliğini doğal koşullara göre belirler. Bunun yanında ülkemiz tarımında üretim tekniğinin geri, sermayenin sınırlı ve örgütlenmenin yetersizliği üretimin çeşitliliğini, miktarını ve kalitesini etkilemektedir.

Tarımda önemli olan üretim miktarı ve kalitesidir. Alan olarak ya da hayvansal üretim olarak, Türkiye önemli bir potansiyele sahiptir. Türkiye tarımı, dünya sıralamasında her ne kadar olumlu rakamlara sahipse de şu anda, tarımsal üretimin birçok ürününde verim çok düşüktür ve ülke gereksinimini karşılamaktan uzaktır. O nedenle de bu ürün açıklığı ithalat yoluyla kapatılmaktadır.  İthalatta en büyük oran özellikle yağlı tohumlar ve lif pamuk ithalatıdır. Son beş yıllık dönemde 14 milyon ton’dan fazla yağlı tohum ve bitkisel yağ ithal edilmiştir. Diğer taraftan, lif pamuk ithalatı da yıllık 500 bin tonun üzerindedir.

Tarımda üretim ve dolayısıyla verimi olumlu ve olumsuz yönde etkileyen etkenlerin başında; ekolojik koşullar, üretim, soysa-ekonomik yapı ve eğitim başta gelmektedir. Türkiye tarımı ile AB ülkeleri tarımını karşılaştırılmasında, öncelikle Türkiye tarımını etkileyen unsurların tanımlanması gerekir.

Ekolojik Koşullardaki Tarımı Etkileyen Unsurların başında; su, toprak ve hava kirliliği, erozyon ve çölleşme gelir.

Su, toprak ve hava kirliliği, tarım dününü etkilediği gibi, bugününü ve özellikle yarınını etkiler. Buradaki etkileşim kalıcılık arz eder. Çevreyi oluşturan toprak, su ve hava kirlenebilen bir ortamdır. Hava kirliliğin kaynağı, yanma olaylarında ortaya çıkan gazlar, hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme, plansız sanayileşme, meteorolojik olaylar ve topografik yapıdır. Su kirliliği canlıların yaşamını olumsuz yönde etkiler. Su varlığındaki kirlenme ve ekolojik dengeyi bozar. Özellikle sulama, göl ve nehirlerdeki kirlenme sonucunda, ortam canlı yaşamını kısıtlar. Sulamada tuzluluk, toprak-su ilişkisinin azalması ve toksit etkiler başta gelir.

Erozyon ve çölleşme arazi bozulmasıdır. Genellikle kurak, yarı kurak ve kuru, az nemli alanlarda iklim değişmeleri ve insan aktivitelerinin de dahil olduğu çeşitli etmenlerin sonucunda oluşan arazi bozulması olayıdır. Erozyon ve çölleşmede doğal etmenler toprak aşınması, topraktaki bitki besin elementlerinin uzaklaştırılması ve iklimsel değişmeler olarak bilinir. Araziyi erozyon ve çölleşmeye yönlendiren teknik nedenler ise, uygun biçimde kullanılmaması, doğal bitki örtüsünün yok edilmesi, ormansızlaşma, meraların düzensiz, kontrolsüz ve zamansız kullanılması, kültürel ve fiziksel toprak koruma önlemlerinin yeterince alınmaması sayılabilir.

Üretim ile ilgili konuların başında, tohumluk, tarımsal mücadele, gübreleme, sulama ve tarımsal mekanizasyon gelir.

Tohumluk, tarımsal üretimin en önemli girdisidir. Yüksek vasıflı bir tohumluk, hububatta yüzde 20, sera yetiştiriciliğinde yüzde 400’e varan bir üretim artışı sağlayabilir. Ortalama olarak bitkisel ve hayvansal üretimde kaliteli ve genetik potansiyelli yüksek tohum kullanımının verimi yüzde 20–25 oranında arttırdığı bilinmektedir. Ancak iyi bir tohumluğun gübre, sulama, tarımsal mücadele ve mekanizasyon gibi girdilerle tekniğine uygun, yeterli ve zamanında olmak üzere desteklenmesi gerekir.

Tarımsal mücadele, üretimde verimliliğin artırılması ve elde edilen ürün kalitesinin yükseltilmesi için üretimi olumsuz yönde etkileyen hastalık ve zararlılara karşı yapılan mücadeledir. Genel olarak gelişmekte olan ülkelerde bitki hastalık ve zararlıları nedeniyle ürün kaybı hasat öncesi yüzde 30–50, hasat sonrası ise yüzde 5–15 dolayında olduğu bilinmektedir. Tarımsal mücadelede diğer bir amaç çevreye zarar vermeden uygulanmasıdır. Özellikle öneri dışı, aşırı dozda kullanma, bilinçsiz ve zamansız olarak uygulama üretimi etkilediği gibi, çevreyi ve insan sağlığını da tehdit eder duruma gelmiştir.

Gübreleme, tarımsal üretimde önemli paya sahiptir. Bitkisel üretimde, birim alanda sağlanacak ürün verimi artışında gübrenin payı yaklaşık olarak yüzde 50 civarındadır. Gübrenin bilinçsizce ve aşırı dozda kullanımı verimi azaltırken, çevre ve insan sağlığına zarar vermektedir.

Sulama, tarımsal üretime doğrudan doğruya etki eder. Sulamanın zamanında ve usulüne göre yapılması sonucunda, tarımsal üretim potansiyelinde 4–5 kat artış sağlanabilmektedir.

Tarımsal Mekanizasyon, tarımda ileri tekniklerin uygulanmasıdır. Tarımsal üretimin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinde tarımsal mekanizasyonun teknik, ekonomik ve sosyal birçok etkileri vardır. Tarımsal mekanizasyonla işlemler büyük hızla etkili bir şekilde ve zamanında yapılır. İyi bir mekanizasyonla tarımsal işlemlerde gübreleme, ilaçlama ve sulama gibi kültürel önlemlerin kontrolü sağlanabilir. Hatta toprağın zamanında işlenmesi, ekimin, ilaçlamanın ve hasadın usulüne uygun olarak zamanında yapılması tarımsal girdilerde tasarruf sağladığı gibi, üründe verimlilik artışını da getirmektedir.

Tarımda soysa-ekonomik sorunlar olarak risk ve belirsizlik, kredi ve mali kaynaklar, kurumsal yapı, pazarlama, masraflar ve getiri, bilgi, gelenek, davranışlar ve eğitim başta gelmektedir.

Risk ve belirsizlik, tarımda her zaman vardır. Tarımsal idarenin ve geleceğin belirsizliği her zaman bir risk unsurudur. Çevre etkenleri tarımda risk ve bilirsizlikte önemli rol oynar. Tarımda belirsizlik ve risk hem girdi kullanımını ve hem de ürün deseninin değişimini etkiler.

Kredi ve mali kaynaklar, tarımda sermayenin varlığını ve etkililiğini destekler. Tarımda sermaye diğer sektörlerle olduğu gibi başta gelir. Arazi satın alma, kiralama, toprak ve su kaynaklarından yararlanma, üretim araçlarının sağlanması, yeni teknolojilerin satın alımı ve uygulanması gibi unsurlar sermaye ile olur. Yetersiz sermaye mutlaka iyi koşullu kredi ile desteklenmelidir.

Kurumsal yapı, birim alana yada birim hayvan başına üretilen üründe verimi artırmada, önemli etkendir. Bu ise, özellikle üretici girdi gereksinimini, ürün pazarlama ve değerlendirme, ileri teknolojilerin hizmete sunulması gibi olguları temin etmede yapısal örgütlenme olayıdır.

Pazarlama, masraflar ve gelir gibi etkenler, tarımsal üretimin esas amacıdır. Elde edilen ürünün iyi koşullarda satılması bir pazarlama işidir. Burada getiri ve masrafın kıyaslanması ve getirinin daha fazla olması önem kazanır. İyi bir pazar organizasyonu, elde edilen ürünün iyi fiyatla satılmasıdır. Bu ise üreticinin daha çok kazanç sağlamasıdır.

Bilgi, gelenek, davranışlar ve eğitim, tarımsal üretimin bence en önemli sorunudur. Genelde bütün dünyada, tarımsal ya da kırsal alanda yaşayan toplum daha az bilgilidir. Eğitim düzeylerinin düşük olması, bu kesimde yani teknolojilerin kabulü oldukça zordur. Tarımsal kalkınmada yeni teknolojilerin daha etkin kullanılması, üretimin her kademesinde ve ürünün değerlendirilmesinde, bilgili tarımcının daha kaliteli ve daha fazla ürün üreteceği gerçeği karşımızdadır. Ayrıca, tarımsal kaynakların ve tarıma verilen tüm desteklerin daha etkin değerlendirilmesi, üreticilerin sahip olduğu bilgi, gelenek, davranışları ve eğitim ile yakından ilgilidir.

Tarımda birim alana daha kaliteli ve daha fazla üretilmesi ile dünyada açlık sorunu çözüleceği bilinmektedir. Tarımsal verimi artırmada üretim girdilerinin ve yeni teknolojilerin kullanımı etkilidir. Tarımsal üretimde istenilen başarının elde edilmesi için, yukarıda sıralanan üretim faktörlerine ilave olarak, ekolojik ve sosyo–ekonomik kısıtlayıcıların da göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Türkiye tarımının AB süreci içerisinde, çeşitlilik yönünden geniş tarım alanlarının varlığı, tarımsal üretim potansiyelinin zenginliği ve çeşitliliği,  kırsal iş gücü potansiyeli, organik tarım potansiyelinin bulunması, kültür ve turizm varlıklarının zenginliği gibi güçlü yönleri vardır.  Ancak tarımsal işletmelerin küçük ve parçalı olması, sermaye ve mali kaynak yetersizliği, kırsal kesimde okullaşma oranın düşük olması, yerleşim birimlerinin küçük ve dağınık olması gibi zayıf yönlerinin gerçeğini unutmamak gerekir.

Tarımda üretimi ve dolayısıyla verimi etkileyen bu unsurlar,  AB ülkelerinde de vardı. Hatta birçoğunda hala var. Ancak çağdaş bir yaklaşımla AB ülkelerinde tarımın birçok sorunu çözülmüştür.

AB sürecinde bulunan ülkemizde tarımın sorunları, görüldüğü gibi oldukça fazladır. Bu sorunların çözümünde, Türkiye tarımının AB’ye karşı mevcut durum değerlendirilmesi yapılarak, Türkiye tarımının AB tarımına karşı güçlü yönleri, zayıf yönleri, fırsatlar ve tehditler olarak, bir dizi halinde ele alınması ve belli bir süreç içerisinde, kırsal kesime, daha doğrusu tarımsal alanda yaşayanlara ve tarımla beslenenlere, daha iyi koşullar getirmesine dikkat edilerek çözümlenmesi gerekir.

Mevcut durumda, Türkiye tarımının AB sürecinde “güçlü yönleri” olarak:

–          Geniş tarım alanlarının varlığı,

–          Tarımsal üretim potansiyelinin zenginliği ve ürün çeşitliliği,

–          Kırsal iş gücü potansiyeli,

–          Flora ve fauna zenginliği,

–          Marka olabilecek yöresel ürün çeşitliliği,

–          Kültür ve turizm varlıklarının zenginliği,

–          Geleneksel zanaat ve el  sanatlarının çeşitliliği,

–          Yaygın kamu teşkilatının varlığı

–          Kırsal kalkınma projeleri deneyimi sayılabilir.

Mevcut durumda Türkiye tarımının AB sürecinde “zayıf yönleri” olarak:

–          Tarım sektöründe gizli işsizlik ve kayıt dışılığın yaygınlığı,

–          Tarımsal işletmelerin küçük ve parçalı olması,

–          Kalite ve standartlara uyum konusunun güçlükleri,

–          Kırsal yerleşimde yoksulluğun yaygın olması,

–          Genel eğitim , sağlık ve sosyal güvenliğin düşük olması,

–          Yerleşim birimlerinin plansız, dağınık ve küçük olması,

–          Kırsal alana hizmet götüren kamu kuruluşları arasında yeterli koordinasyonun bulunmaması,

–          Çevre bilincinin kırsal kesimde anlaşılmaması,

–          Kırsal alt yapı yetersizlikleri,

–          Kırsal alanın ekonomik ve sosyal yapılarının analizinde gereksinim duyulan verilerin yetersizliği sayılabilir.

Mevcut durumda Türkiye tarımını AB sürecinde “tehdit eden “unsurlar olarak:

–          işsizlik ve yoksulluk gibi sosyo-ekonomik olumsuzluklar,

–           nitelikli  ve genç iş gücü kırsal alandan göç ederek, kalan nüfusun yaşlanması,

–          bölgeler arasında ve bölge içinde gelişmişlik farklılıklarının artması,

–          hızlı kentleşme ve sanayileşme ile gelişen turizm faaliyetlerinin doğal kaynaklar üzerindeki baskısının artması,

–          dünyada petrol ve diğer tarımsal girdi fiyatlarının yükselmesi,

–          Küresel çevre sorunlarının ülkemiz üzerinde olumsuz etkiler yaratması,

–          Tarımsal destekleme politikalarının değişme eğilimi ve uluslar arası ticaretin giderek serbestleşmesi,

–          Makroekonomik istikrarın bozulması sayılabilir.

Mevcut durumda Türkiye tarımının AB sürecinde yakalayacağı bir takım “fırsatlar” vardır. Bunlar:

–          Tarım dışı sektörlerin gelişime eğilimi,

–          Tüketici bilincinin gelişmesi,

–          İç ve dış talebe dayalı gıda sanayinin gelişmesi,

–          Kırsal turizm talebinin artması,

–          Çevre bilincinin gelişmesi,

–          Uluslar arası kaynak ve fonlardan yaralanılması,

–          Dış pazarlara erişim olanaklarının artması ve güçlenmesi,

–          Üretim, haberleşme ve bilişim teknolojilerinin gelişmesi,

–          Kentsel ve kırsal alan arasındaki ilişkilerin güçlenmesi,

–          Yerel yönetimler ve kamu yönetiminin etkinleştirilmesi sayılabilir.

Burada önemli olan ,Türkiye tarımı ile AB ülkelerindeki tarımın yapısal farklılıklarıdır. Türk tarımı belli bölge ve kesimlerin dışında henüz kayıt altında değildir. Bu yapılanmanın gerçekleşmesi zorunludur. Türk tarımının verimlilik ve rekabet gücü AB seviyede değildir. Tarımsal alanda üretilen bitki sağlığı, hayvan sağlığı hatta üretilen gıdaların standart ve sağlık yönünden eksiklikleri vardır. Ayrıca ürün kalitesi ve gıda güvenliği yönünden alınması gereken önemli önlemler olmalıdır.

Büyük bir nüfus kesimine hizmet eden Türkiye tarımında, istihdam edilenlerin sosyal güvenlikleri yoktur. Tarımda gizli işsizlik vardır. Henüz AB sürecin uyum sağlayabilecek ölçüde bir örgütlenme mevcut değildir. Tarım kesiminin bilgi edinme kaynakları, büyük çoğunlukta üreticinin hizmetine sunulamamıştır. Kırsal kesimdeki kalkınma politikaları günü birlik siyasi yaklaşımların dışında henüz beklenilen düzeye çıkamamıştır. Bu işin en başında eğitimin önemli olduğu vurgulanarak, acilen çiftçi eğitim sürecinin başlatılması gerekir. Böylece tarım ve kırsal kalkınma politikaları birlikte düşünülmeli ve uygulamaya birlikte konulmalıdır.

 

 

Prof. Dr. Poyraz Ülger

Trakya Üniversitesi 3. Dönem Rektörü

Bunları da beğenebilirsin
yorum Yap