İklim krizi, doğal kaynakların tükenmesi ve tarımsal üretimde yaşanan yapısal sorunlar, küresel ölçekte gıda güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, uzun yıllardır araştırdığı ve çözüm önerileri geliştirdiği gıda krizine karşı agroekolojik yaklaşımın önemine dikkat çekmek amacıyla İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Çözüm Agroekoloji” başlıklı bir toplantı düzenledi. Uzmanları, akademisyenleri, iş dünyası temsilcilerini ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren toplantıda, mevcut gıda sisteminin neden sürdürülebilir olmadığı ve agroekolojinin bu alandaki dönüştürücü rolü ele alındı.

“Gıda Krizi Tek Başına Çözülemez”
Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, gıda sistemindeki sorunların yalnızca çiftçilerin, akademik çevrelerin veya sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla çözülemeyeceği vurgulandı. Üretimden tedarik zincirine kadar uzanan süreçte ekolojik, ekonomik, sosyal ve politik dönüşümlerin gerektiğine dikkat çekilirken, üreticiler, uzmanlar, özel sektör, sivil toplum ve karar vericiler arasında güçlü bir iş birliğinin önemine işaret edildi. Katılımcılar, sürdürülebilir ve adil bir gıda sistemi için tüm paydaşların ortak bir anlayış etrafında buluşması gerektiğinin altını çizdi.

Agroekolojik Dönüşümün Anahtarı Küçük Çiftçiler
Toplantıda konuşan CERES Tarım Okulu Kurucusu Mine Pakkaner, mevcut sistemde en kritik halkayı üreticilerin oluşturduğunu belirterek, gıda sistemindeki kırılganlığın temel nedenlerinden birinin üreticilerin güç kaybetmesi olduğunu söyledi. Pakkaner, agroekolojik üretim yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade ederek, dönüşüm sürecinde küçük çiftçilerin önemli bir rol oynayacağını belirtti.
“Agroekolojik üretim yaklaşımını en kolay benimseyip dönüşümü en hızlı gerçekleştirecek olanlar küçük çiftçilerdir” diyen Pakkaner, üretimden tüketime kadar uzanan tüm süreçlerde ekolojik yaklaşımların benimsenmesinin gerekliliğine dikkat çekti.
Anadolu Topraklarında Organik Madde Alarmı
Türkiye’de toprak sağlığının giderek bozulduğunu vurgulayan Pakkaner, özellikle 1960’lı yıllarda başlayan yoğun girdili tarım uygulamalarının uzun vadeli olumsuz etkilerine dikkat çekti. Pakkaner, Anadolu topraklarındaki organik madde oranının yüzde 1’in altına düştüğünü belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Topraklarımız verimliliğini yavaş yavaş kaybetti. Geleneksel tarım bilgisine sahip üreticilerimizi de zaman içinde yitirdik. Toprağın yeniden üretken hale gelmesi için organik madde miktarını artırmamız gerekiyor. Bu dönüşüm ancak agroekolojik yöntemlerle ve çiftçilerin ekonomik olarak desteklenmesiyle mümkün olabilir.”
Tarım Ekonomistlerinden Mevcut Sisteme Eleştiri
Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Toğuzoğlu ise mevcut tarım sisteminde üreticilerin karar alma süreçlerinden büyük ölçüde dışlandığını söyledi. Üreticilerin hangi ürünü yetiştireceği, hangi girdileri kullanacağı veya ürününü hangi fiyatla satacağı konusunda yeterli söz hakkına sahip olmadığını belirten Toğuzoğlu, mevcut sistemin hem üreticileri hem de doğal kaynakları olumsuz etkilediğini ifade etti. Toğuzoğlu, üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin lojistik süreçlerde kaybedildiğine dikkat çekerek, tarımsal faaliyetlerin doğa üzerinde geri dönüşü zor zararlar oluşturduğunu vurguladı. Doğayı yalnızca ekonomik bir kaynak olarak gören anlayışın değişmesi gerektiğini belirten Toğuzoğlu, tüketicilerin de gıda sistemindeki rollerinin farkında olması gerektiğini söyledi.
Agroekoloji Sürdürülebilir Gıda Sistemleri İçin Öne Çıkıyor
Uzmanlara göre agroekoloji, yalnızca bir üretim yöntemi değil, aynı zamanda sürdürülebilir gıda sistemleri için bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Dış girdilere olan bağımlılığı azaltan agroekolojik uygulamalar, ürün çeşitliliğini artırırken çiftçilerin gelir kaynaklarını da çeşitlendiriyor. Bunun yanında doğal yaşam alanlarının korunmasına katkı sağlıyor, iklim değişikliğinin etkilerini azaltıyor ve kırsal kalkınmayı destekliyor. Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, agroekolojinin uzun vadeli ve kalıcı çözümler sunabilen önemli bir dönüşüm modeli olduğu görüşü öne çıktı.
Buğday Derneği 30 Yıllık Deneyimini Paylaştı
Toplantıda Buğday Derneği adına söz alan Strateji Kurulu Üyesi Oya Ayman, derneğin yaklaşık 30 yıllık çalışmaları boyunca geliştirdiği ekolojik yaşam modelleri ve gıda sistemlerine yönelik projeler hakkında bilgi verdi.
“Yaşam dönüşümdür” anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Ayman, sağlıklı, adil ve dayanıklı gıda sistemlerinin oluşturulabilmesi için çiftçilerden akademisyenlere, yerel yönetimlerden tüketicilere kadar geniş bir iş birliği ağı kurduklarını ifade etti.
Model Projeler Sağlıklı Gıdaya Erişimi Destekliyor
Buğday Derneği’nin yürüttüğü yüzde 100 Ekolojik Pazarlar, Ekolojik Çiftlik Ziyaretleri, Zehirsiz Sofralar Kampanyası ve Gıda Toplulukları gibi projelerin hem üreticileri desteklediği hem de tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimini kolaylaştırdığı belirtildi. Dernek, bugüne kadar geliştirdiği modellerle sürdürülebilir üretim ve tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.
Hatay’da Başlayan Model Türkiye’ye Yayılabilir
Toplantıda ayrıca Buğday Derneği’nin Hatay’da hayata geçirdiği “Tarımsal Üretimde Onarıcı Dönüşüm” projesi de gündeme geldi. İklim krizinin etkileri ve deprem gerçeği göz önünde bulundurularak geliştirilen proje, afetlere ve krizlere dayanıklı gıda sistemleri oluşturmayı hedefliyor. Dernek yetkilileri, Hatay’da uygulanan modelin Türkiye’nin farklı bölgelerinde de hayata geçirilebilecek örnek bir çalışma niteliği taşıdığını belirtiyor.


