Arı ürünlerinin antimikrobiyal özellikleri anlatıldı

Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Elif Tanuğur Samancı ülkemizde üretilen değerli arı ürünlerinin diğer ülkelerde üretilen arı ürünleri ile karşılaştırıldığında yüksek antimikrobiyal özellik gösterdiğini bilimsel sunumuyla ortaya koydu.

 

Prof. Dr. Sevgi Kolaylı ise propolisin standardizasyonu üzerine gerçekleştirdiği çalışmada, en yüksek antioksidan kapasitesine sahip propolis özütlerinin, çözgen olarak özütleme işlemi sırasında etanol, glikol, gliserol gibi maddelerin kullanıldığı ürünler olduğunu belirtti.

5. Uluslararası Avrasya Doğal Beslenme, Sağlıklı Yaşam ve Spor Kongresi 2-6 Ekim tarihleri arasında Ankara Gazi Üniversitesi’nde yapıldı. Kongrede Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Elif Tanuğur Samancı; “Arı Ürünlerinin in-vitro Antimikrobiyal Özellikleri” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Aslı Elif Tanuğur Samancı kongredeki “Arı Ürünlerinin in-vitro Antimikrobiyal Özellikleri” başlıklı bilimsel sunumunda; 8 farklı bal türü ve 10 farklı propolisli ürünün 12 adet bakteri ve maya üzerine antimikrobiyal aktivitelerini araştırdıklarını belirtti. Tanuğur “Propolis, arıların bitkilerin yaprak, sap ve tomurcuklarından topladığı reçinemsi bir arı ürünüdür. Kovanda mikropları yok etmek için kullanılır. Çünkü antioksidan etkisinin yanı sıra güçlü antimikrobiyal aktiviteye sahiptir. Bir başka deyişle, bakteri, mantar ve virüslerin gelişmelerini önler. Biz de bu çalışmada, ülkemizde üretilen bal ve propolis ürünlerinin gram pozitif, gram negatif bakteriler, Mycobacterium smegmatis ve maya üzerine antimikrobiyal aktivitesini araştırdık. Araştırmada, propolisin yüzde 15 ve yüzde 30’luk özütlerini, yüzde 6 propolis içeren sprey ayrıca yüzde 1, yüzde 2, yüzde 10 oranlarında propolis içeren ham bal karışımlarını kullandık. Çalışmanın sonucunda, yüzde 15 ve yüzde 30 oranında propolis özütü içeren damla formundaki ürünlerin, özellikle mide ülseri, gastrit gibi hastalıklara yol açan Helicobacter pylori bakterisi ve diğer hastalık yapıcı bakteriler Staphylococcus aureus (20-18 mm), Bacillus cereus (15-18 mm) ve Mycobacterium smegmatis (19-18 mm) üzerine önemli derecede antimikrobiyal aktivite gösterdiğini ortaya koyduk. Ayrıca, propolisli sprey ve ham ballı karışım ürünlerinin de test edilen 12 mikroorganizma ve mayaya karşı antimikrobiyal özellik gösterdiğini tespit ettik” diye belirtti.

Ayrıca Tanuğur; “Anadolu coğrafyasında elde ettiğimiz ham bal çeşitleri; geven, çam, kestane ve hakkari ballarını dört farklı Manuka balı ile antimikrobiyal özellikleri açısından karşılaştırdık. Burada 10 farklı mikroorganizma üzerine balların etkisini inceledik. Çalışmanın sonucunda; ülkemizde üretilen kestane ve çam balının Manuka balından çok daha yüksek antibakteriyel özellik gösterdiğini ortaya koyduk. Diğer ham bal çeşitleri de en az Manuka balı kadar antimikrobiyal aktivite gösteriyor. Anadolu coğrafyası, tüm Avrupa’daki endemik bitkilerin üçte birini içeren eşsiz bir coğrafya. Bu da doğrudan, Anadolu’dan elde edilen arı ürünlerinin içeriğine ve dolayısıyla şifasına yansıyor. Bu çalışmadan da gördüğümüz üzere, ülkemizde üretilen ballar dünyada popüler olan Manuka balından çok daha yüksek antibakteriyel özelliğe sahip. Ancak balın bu faydalarından bahsedebilmek için “ham bal” olması çok önemli” diye belirtti.

Tanuğur sunum sonrası sözlerini şöyle tamamladı: “Bu çalışma ile, Anadolu propolisinin ve balının pek çok farklı hastalık yapıcı mikroorganizmaya karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiğini belirledik. Anadolu coğrafyasında üretilen propolis, ham bal ve diğer arı ürünleri çok özel, besinsel bir profile sahip. Diğer ülkelerde üretilen ürünlerle karşılaştırıldığında çok daha kaliteli. Bu zenginliğe sahip çıkmalı ve Anadolu coğrafyasından elde edilen bu şifalı ürünleri tüm dünyaya sunabilir hale gelmeliyiz.”

Karadeniz Teknik Üniversitesi Kimya bölümünden Prof. Dr. Sevgi Kolaylı “Propolis Ekstraktlarında Standardizasyon” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Kolaylı, “Propolisin içeriği; elde edildiği bitkisel kaynak, bölge ve mevsimsel koşulların yanı sıra ekstraksiyon işlemine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Propolis kovandan elde edildiği ham hali ile insan vücudunda sindirilemez. İnsan tüketimine uygun hale getirilmesi için ekstraksiyon dediğimiz özütleme işleminin yapılması gereklidir. Propolisin ekstraksiyon aşamasında kullanılan çözgen maddeler propolisin kalitesi ve standardizasyonunda oldukça önemlidir. Ekstraksiyon doğru koşullarda, doğru çözgen maddeler ile yapıldığında yüksek etken madde ve biyolojik aktiviteye sahip propolis özütü elde edilebilir. Biz bu çalışmada en yüksek etken madde içeriğine sahip propolis özütlerinin, etanol, glikol, gliserol gibi maddeler içeren özütler olduğunu tespit ettik. Çünkü propolis su ve yağ gibi bileşenlerde çözünür özellikte değildir. İyi bir propolis özütü elde edebilmek için ekstraksiyon işlemi mutlaka etanol, glikol, gliserol gibi maddeler ile yapılmalıdır” diye belirtti. Propolisin Ülkemizde halen bir tebliğinin bulunmadığını belirten Kolaylı, “Piyasada pek çok sahte ürün bulunduğu halde bunlar denetlenemiyor ve tüketici kandırılıyor” dedi. Acil olarak önlem alınması gerektiğini belirten Kolaylı propolisin standardize edilmesinin mümkün olduğunu, piyasada propolis özütü olarak satılan ürünlerde en azından fenolik, flavanoid maddelere yani etken maddelere bakılabileceğini ve bu çok temel analizlerle bile sahte ürünlerin ayırt edilebileceğini belirtti. Standart oluşturulması için gerekli verilerin ellerinde bulunduğunu belirten Kolaylı bu konudaki çalışmaların Tarım Bakanlığı tarafından yürütülmesi gerektiğinin önemine işaret etti.