Tohumculuk sektörünün finansman gücünü artıracağız

‘’Firmalarımızın daha çok AR-GE yapması, yeni çeşitlerin ıslah edilmesi ve dağıtım ağlarının güçlendirilmesi için firmalarımızın finans kaynaklarına ulaşmalarındaki sorunların çözülmesi gerekiyor. Yeni dönemde daha fazla ağırlık vereceğimiz konuların başında bu olacak.’’

TÜRKTOB Yönetim Kurulu Başkanı – Savaş Akcan

Türkiye’nin en önemli sektörlerinden olan tarım alanında faaliyet gösteren en etkin kuruluşlardan biri olan Türkiye Tohumcular Birliği’nin (TÜRKTOB) genel yapılanmasından ve faaliyet alanlarından bahseder misiniz?

Birliğimiz 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile 2008 yılında kuruldu. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu statüsündeyiz. Aynı kanun ile kurulan 7 alt birliğin üst örgütüyüz. Yapımızın daha iyi kavranması açısından hepsi farklı alanlarda çalışan bu alt birliklerimizin bilinmesi gerekiyor. Bitki Islahçıları Alt Birliği (BİSAB), Fidan Üreticileri Alt Birliği (FÜAB), Fide Üreticileri Alt Birliği (FİDEBİRLİK), Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR), Tohum Dağıtıcıları Alt Birliği (TODAB), Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) ve Tohum Yetiştiricileri Alt Birliği’nden (TYAB) oluşan bir yapıyız. Alt Birliklerimizin ve dolayısıyla TÜRKTOB’un 2018 yılı sonu itibariye 48.260 üyesi var.

Ülkemizde faaliyet gösteren bitki ıslahı yapan, tohum, fide, fidan, süs bitkisi üreten, tohumları işleyen, dağıtımını yapan her kurum ve kişi yasal olarak ilgili alt birliğe üye olmak zorunda.

Birliğimiz tohumculuk sektörünün geliştirilmesi ve tohumculuk politikalarının oluşturulmasında başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere ilgi tüm kurum ve kuruluşlarla etkili bir iş birliği yapıyor. Ülkemizde ticareti yapılan tüm tohumların ve diğer bitki üretim materyallerinin kalite güvencesinin sağlanması için sistem geliştiriyor ve gerektiğinde güncelliyoruz. Alt birliklerimiz aracılığı ile uluslararası meslek örgütlerine üyeyiz. Ülkemizi yurt dışında da temsil ediyoruz.

Tohumculuk sektöründe araştırıcı ve ıslahçılara burs, hibe ve destekler sağlayarak geleceğin teknik kadrolarını oluşturuyoruz. Sosyal sorumluluk anlayışla yürüttüğümüz Tohumun İzinde projesiyle Anadolu’nun dört bir yanında yerel çeşitlerimizi topluyor ve gen bankalarımızda koruma altına alıyoruz. Son bir yılda 170 yerel çeşidimizi ülkemize kazandırdık. Ayrıca biyokaçakçılığın önlenmesi ile ilgili çocuklarımızdan başlamak üzere toplumun tüm kesimlerine ulaşan eğitim çalışmalarımız var.

Özellikle vurgulamak isterim ki; Türkiye Tohumcular Birliği’nin temel misyonlarından biri de eğitimdir.

Bir yandan geleceğin bilim insanlarını yetiştirmeye odaklanırken diğer yandan ileri satış tekniklerinden, ihracata, araştırma – geliştirme (AR-GE) projeleri hazırlanmasından, kurumsallaşmaya, tüm ürün gruplarında tescil ve üretim izinlerinin detaylarına kadar üyelerimize yönelik yoğun bir program uyguluyoruz.

Birliğimiz Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’na (TÜBİTAK) bağlı Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE) ile yaklaşık 2 yıl boyunca çalışarak Tohumculuk Sektörü Ulusal Strateji Geliştirme Projesi gerçekleştirdi. Bu proje sonucunda Birliğimiz ve tüm alt birliklerimiz için ayrı ayrı strateji raporları hazırlandı. Bu şu demek; artık Türkiye’nin tohumculuk konusunda ulusal bir stratejisi, sektörümüzün de yol haritası var.

Bir başka faaliyetimiz ise tohumculuk sektöründe faaliyet gösteren tüm paydaşlarımızın uymaları gereken etik kuralları gelişmelerin ışığında güncellemek ve takibini yapmak. Tohumluk üretim sözleşmeleri düzenlemek ve uygulanmasını izlemek, üyelerimiz arasında çıkabilecek uyuşmazlıkları Hakem Kurulumuz vasıtasıyla çözmek, sektörümüzle ilgili yatırımlar yapmak diğer çalışma konularımızı oluşturuyor.

Birliğimiz bitkisel üretimin temelini oluşturan tohumlukların sertifikalı kademedeki etiketlerini tedarik ediyor. Bu aynı zamanda ülkemizde gıda güvenliğinin sağlanması ve denetimlere de önemli bir katkı sunuyor.

Birliğimiz bir yandan çalıştay, panel, sempozyum gibi etkinlikler düzenleyip, alt birliklerinin organizasyonlarına da destek olurken diğer yandan yüz yüze iletişimin öneminden hareketle tarım fuarlarına katılıyor; çiftçimizle, üyelerimizle ve fuar ziyaretçileriyle buluşuyor.

Tüm bunların yayınında sektörümüzle ilgili bilgi kirliliğini en aza indirmek için medya yoluyla halkımıza ulaşıyoruz. Kurumsal yayınlarımızda bu çabamıza önemli ölçüde destek oluyor.

Kısa bir süre önce yapılan 11.Olağan Genel Kurul ile yeni yönetim kurulu göreve başladı. Yeni yönetimin yapılanması, hedefleri ve önümüzdeki dönem için öngördüğü çalışmalar nelerdir?

11. Olağan Genel Kurulumuz 8-9 Aralık 2018 tarihinde demokratik bir olgunluk ve yoğun katılımla yapıldı. Dediğiniz gibi seçimli bir genel kuruldu. Delegelerimizin %95’inin katılım sağladığı seçimler sonucunda yeni yönetim kurulumuz göreve başladı ve yönetim kurulu başkanı seçildim. Bu vesileyle tüm delege ve yönetim kurulu üyelerimize teşekkür ediyorum.

Şimdi önümüzde çok daha yoğun bir dönem var. Çünkü sadece tarım sektörü değil, toplumumuzun çok büyük bir bölümü tohumun, diğer bitki üretim materyallerinin ve sektörümüzün hayati öneminin farkında. Bizler yıllardır tarımın ve tarımın temeli olan tohumculuk sektörünün stratejik öneminin farkındaydık ve bunu anlatmaya çalışıyorduk. Başarılı olduk. Artık konu ile ilgisi sadece tüketici boyutunda olan halkımız bile bu işin önem ve değerini anladı. Konunun bir milli güvenlik kadar önemli olduğunu bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Tarım ve Orman Bakanımız açıkladı. Şimdi bizlere düşen görev yerli ve milli tohumculuğumuzu geliştirmek için yakaladığımız başarıyı daha üst seviyelere yükseltmektir.

İlk sorunuzun cevabında faaliyetlerimizden kısaca bahsetmeye çalıştım. Tabi ki bu çalışmalarımız artarak devam edecek.

Yol haritamız olarak ifade ettiğim Tohumculuk Sektörü Ulusal Strateji Geliştirme Projesi sonucunda ortaya çıkan Eylem Planını harfiyen uygulamaya devam edeceğiz.

Sektörümüzün finansman gücünü artıracağız. Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Tohumculuk sektöründe gelişmiş ülkelerle kıyaslandığımızda çok genç olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu gençlik dinamizmimizi ve iştahımızı arttıran olumlu sonuçlar doğursa da bazı kısıtlılıkları da beraberinde getiriyor. Sektörümüzdeki firmaların sermaye yapılarının çok yeterli olduğunu söylemek zor. En deneyimli firmamız 40 yaşını geçmedi. Tüm alt sektörlerimizde de durum hemen hemen aynı. Türkiye’de tohumculuk faaliyetleri cumhuriyetin kuruluşundan 1980’li yıllara kadar devlet eliyle yürütüldü. Başta üretim ve AR-GE çalışmaları olmak üzere bu dönemde zorunlu olarak temel ürünlerde sadece yeterliliğe odaklanıldı.

1963 yılında ilk defa ülke olarak, tohumculuk yasasının çıkması ile sertifikalı tohum, tescil, piyasa denetimi, tohumluklarda kalite standartları gibi kavramlarla tanışmaya başladık. Özellikle 1980’li yıllardan sonra, serbest piyasa koşullarında tohumculuk sektörünün oluşmaya başlamasıyla Türkiye’de önemli gelişmeler kaydedildi.

Bu süreçte önemli bir şey daha oldu; tüketici talepleri hem yurt içinde hem yurt dışında değişmeye başladı. Artık yeterlilik yetmemeye başladı. Gıda ürünlerinden sadece doyma amacıyla yararlanmıyoruz. Sağlık, kalite kriterleri, talebe uygunluk, fiziki görünüm, süs bitkilerini düşündüğümüzde daha fazla fonksiyonellik talepleri hatta belli yıllarda bazı ürünlerin popüler olması bile doğrudan tohumculuk sektörünü ilgilendiriyor. Her yıl pek çok yeni çeşit üretime alınıyor ama gün geliyor, yetmiyor.

Bu baş döndürücü sürece ayak uydurmak için firmalarımızın daha çok AR-GE yapması, yeni çeşitlerin ıslah edilmesi, üreticimize sunulması için dağıtım ağlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Tüm bunlar için yeterli sermaye birikiminizin olması lazım. Firmalarımızın sermaye yapılarının güçlendirilmesi finans kaynaklarına ulaşmalarındaki sorunların çözümüne bağlı. İşte yeni dönemde daha fazla ağırlık vereceğimiz konuların başında bu olacak.

Genel kamuoyu doğal olarak çok farkında olmasa da, mevzuatlardan kaynaklanan ve sektörümüzün hızını düşüren çeşitli teknik sorunlarımız var. Bu sorunları ilgili kurumlarla birlikte süratle çözmek istiyoruz.

İhracatımızı artırmak için potansiyel pazarlarımız olan ülkelerde Türkiye Tohumcular Birliği’nin yurt dışı temsilciliklerini açmak hedeflerimiz arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Tohumculuk sektörü tarımsal kalkınma ve gelecek için önemli alanlardan birini oluşturuyor. Türkiye’nin tohumculuk alanındaki genel durumunu değerlendirir misiniz? Yıllık üretim, ithalat-ihracat rakamları ve istatistiklerimiz nasıl?

Genç bir sektör olarak bu konuda çok hızlı yol aldığımızı söyleyebilirim. Özellikle 1980’li yıllardan sonra, serbest piyasa koşullarında tohumculuk sektörünün oluşmaya başladığını belirmiştim. Bu yıllardan bugüne Türkiye’de önemli gelişmeler kaydedildi. 1985’te 3 olan tohumculuk sektöründeki firma sayısı, bugün itibariyle 850’nin üzerine çıktı. 291 firmamız AR-GE yapabiliyor. Fidan üreten firma sayımız 800’e, sebze fidesi üreten firma sayımız 150’ye yaklaştı. Yine süs bitkileri sektöründe 700’e yakın firmamız faaliyette. Sayıları 7000 bine yaklaşan bayimiz ürünlerimizi üreticimizle buluşturuyor. 38 bin profesyonel tohum yetiştiricimiz üretim yapıyor. Tabi bu sayılar üretim miktarlarımıza da yansıyor.

25 yıl önce sertifikalı tohum üretim miktarımız yüz bin tonun biraz üzerindeydi. 2002 yılında bu rakam 145.000 tondu. 2007 yılında 324.000 tona, 2017 sonu itibariyle de 1.049.000 tona çıktı. Hem çiftçinin kullandığı kaliteli sertifikalı tohum miktarı hem de bunun sonucunda birim alandan elde edilen verim arttı. Türkiye’de bitkisel üretimde, son 20-30 yılda sağlanan çok önemli artışların temel nedenlerinden biri tohumculuk sektöründeki bu gelişmelerdir.

Tabi ki sektörümüzdeki gelişmeleri açıklamak için sadece sertifikalı tohumdaki üretim artışlarını gündeme getirmek yetmeyecektir. Bugün Türkiye’de yılda 102 milyon meyve fidanı, 3.6 milyon asma fidanı, 4 milyar sebze fidesi, 132 milyon çilek fidesi, 1.6 milyar adet süs bitkisi üretiliyor. Bu üretim miktarları geçmişin hayali bile değildi.

Üretim miktarlarındaki bu olumlu gelişmeler ticarete de yansımış ve 2015 yılında 491,8, 2016 yılında 555,5 ve 2017 yılında ise 522,4 milyon dolarlık bir dış ticaret hacmi oluşmuştur. İthalat ile ihracat arasındaki denge hızla ihracat lehine gelişmeye başlamış ve 2015 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise %70 iken 2016 yılında %89, 2017 yılında ise %93 olmuştur.

2017 rakamlarına göre; ithal ettiğimiz tohumluk 40.000 ton, ihraç ettiğimiz tohumluk miktarı ise 44.000 ton. Dolayısıyla Türkiye hem ithal eden hem de bunun daha fazlasını ihraç eden bir tohumculuk sektörü yapısına kavuşmuştur.

Dünya ile kıyaslandığında tohumculuk sektörümüzün genel durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Uluslararası tohumluk ticareti, tohumculuk sektöründe sağlanan gelişmelere paralel olarak son çeyrek yüzyılda önemli artışlar gösterdi. Bu artışta, farklı ekolojilere uygun yeni çeşitler, tohumluk üretiminde ihtisaslaşma ve tohumculuk teknolojisinde sağlanan gelişmeler gibi öğeler etkili oldu.

1970-2012 yılları arasında uluslar arası tohumluk ticareti 10 kat arttı. Aynı dönemde uluslar arası tohumluk ticaretindeki artış hızı, toplam dünya tohumluk pazarındaki artışa nazaran daha yüksek oldu. 1970’li yılların sonunda yaklaşık 1 milyar ABD doları civarında olan uluslararası tohumluk ticareti, 1980’li yılların ortasından itibaren hızla artmaya başladı.

Bu artış trendi günümüzde halen aynı hızda devam etmekte olup uluslar arası tohumluk ticaretinin en önemli iki ayağı AB ülkeleri ve ABD’dir.

Bugün itibarıyla dünya toplam tohumluk üretim değeri yaklaşık 50 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Bu değerlendirmede ilk sıralarda ABD (12 milyar $), Çin (10 milyar $), Fransa (2,8 milyar $), Brezilya (2,1 milyar $) ve Kanada (2 milyar $) yer almaktadır. Ülkemiz ise yaklaşık 1 milyar $ ile bu sıralamada 11. sıradadır.

Dünya tohum piyasasında hangi tohumlarımız ile ön plana çıkıyoruz?

Öncelikle şunu belirteyim; tohumculuk sektörümüz bir taraftan iç piyasadaki ihtiyaçlarımızı karşılarken diğer taraftan da yurt dışına açılmanın ve küresel tohum pazarında etkili bir şekilde yer almanın çabası içerisindedir. Araştırma ve geliştirme çalışmaları ile katma değeri yüksek, markalaşmış yeni çeşitlere ait tohum ve çoğaltım materyali ve teknolojik ürünlerin üretimi ve ihracatı için yoğun çaba sarf ediyoruz. Ancak ihracatımızın arttırılmasında beklenen nihai faydanın sağlanması için, ilgili Bakanlıklarımız (Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı) tarafından yabancı ülkelerdeki resmi prosedürler konusunda gerekli ticaret, gümrük ve bitki sağlığı anlaşmalarını ve mevzuat uyumlarını sağlamalarına ayrıca teknik engellemelerin giderilmesine ihtiyaç vardır.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve değişik ülkelere gönderilen risk analiz raporlarının takibinin yapılması ve raporlardaki konuların kısa sürede uygulanması Türkiye’yi ilgili ülkeye tohum ihraç edebilir ülkeler listesine sokacaktır ki bu ihracatın başlatılması için olmazsa olmaz bir çalışmadır. Tohumda ihracatın başlatılması o çeşidin ihraç edilecek ülkede kayıt altına alınmasına bağlıdır. Türkiye’de tescil edilmiş ve ihracat potansiyeli olan çeşitlerin diğer ülkelerde kayıt altına alınmasına yönelik prosedürlerin azaltılması ve mali yönden destek sağlanması önem kazanmaktadır.

Son yıllarda mülga T.C. Ekonomi Bakanlığı mali desteği ile yapılan çalışmalar Türkiye tohumculuk endüstrisinin dünyada tanınırlık ve güven ortamı açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ancak atılan bu adımların sürekli olarak Bakanlıklar ve özel sektör olarak iş birliği içinde takibi gerektirmektedir. Bu ise ancak tarım ve ticaret müşavirlikleri ve sektör kanalı ile yerine getirilebilir.

Tohumculuk sektörümüz Ukrayna, Rusya, Romanya, Azerbaycan, Macaristan, İtalya, Irak, Sudan, İran, Hollanda, Avusturya, Kazakistan, Pakistan, Almanya, Fransa, Suriye, Özbekistan, Mısır ve Türkmenistan olmak üzere toplam 80 ülkeye tohum ve diğer bitki üretim materyallerini ihraç ediyor.

İhraç ettiğimiz tohumluklarda başı çeken ürünler ise, ayçiçeği, mısır, hububat ve sebze grubu ile çok çeşitli türlerde fide, fidan ve süs bitkilerinden oluşuyor.

Tohumculuk sektöründe Ar-Ge yatırımları çok büyük önem arz ediyor. Hem bu alanda faaliyet gösteren özel şirketler, hem de kamu açısından baktığınızda tohumculukta Ar-Ge yatırımlarımız ne düzeyde?

Tohumculuk sektörünün en önemli ihtiyacı, araştırma-geliştirme (AR-GE) çalışmalarının yeteri kadar ve sürekli yapılabilmesi ve üretilen bilgi ve teknolojinin sektör tarafından kullanılabilmesidir. Bu kapsamda en önemli konu ise bitki ıslahı çalışmaları, tohum bilimi ve tohum teknolojileri alanında yapılan araştırmalar ile çeşit geliştirme çalışmalarıdır. Bu anlamda ihtiyaç ise yüksek verimli, kaliteli, stres şartlarına, hastalık ve zararlılara dayanıklı, tüketim tercihlerine uygun çeşitlerdir. Ancak bu çalışmalar önemli olduğu kadar da zor, büyük yatırım gerektiren ve uzun zaman alan faaliyetlerdir. Bu nedenle öncelikle çeşit geliştirme çalışmaları olmak üzere tohum bilimi ve tohum teknolojileri alanındaki AR-GE faaliyetleri desteklenmelidir.

Tarımsal araştırmalar için gayri safi milli hasıladan ayırdığımız bütçe; henüz %1 oranına ulaştı. Gelişmiş ülkelerde ise bu oranlar, %3-4’lerde. AR-GE çalışmaları için yeterli kaynak ayıramıyoruz.

Daha önce de belirttiğim gibi AR-GE yapabilecek firma sayımız 291’e ulaştı ancak sermaye yapımız istediğimiz düzeyde değil. Küresel tohum pazarında ve sektörde iyi yerlere gelebilmek için AR-GE çalışmalarına daha çok yatırım yapmamız gerekiyor.

Türkiye’de uzun dönemdir tohumculuk sektörünün dışa bağımlılığından bahsediliyor. GDO, Hibrit konularında da çeşitli algılar var. Bu yanlış algı sizce nasıl düzeltilebilir?

Daha önce de söylediğim gibi ihracatın ithalatı karşılama oranını çok kısa sürede tohumlukta %74’e, fide, fidan ve süs bitkileri dahil edildiğinde %90’a çıkan bir sektöre haksızlık yapılıyor. Türkiye tohumculuk sektörü 2017 yılında 136 milyon dolarlık ihracat, 185 milyon dolarlık ithalat yaptı. Her yıl ülkemiz topraklarına ekilen tohumların toplam piyasa değeri yaklaşık 1 milyar dolar civarındadır. Tohum ithalat ve ihracatındaki 49 milyonluk fark, toplam 1 milyar dolarlık iç piyasa hacmimize göre oldukça küçüktür.

Özellikle ülkemizin neredeyse tüm tohum ihtiyacını İsrail’den karşılamakta olduğu algısı tamamen yanlıştır. 2017 yılında İsrail’den yapılan ithalat, toplam ithalatın sadece %7’sidir. Bununda 3’te 2’si de domates tohumluğudur.

Ancak oluşturulmaya çalışılan algıya baksanız, sanırsınız ki; tüm Türkiye bu ülkeden aldığı tohumlarla üretim yapmak zorundadır. Oysaki ülkemizin tohum ihracatı yaptığı 80 ülkenin içinde İsrail de vardır. Sektörümüz 80 milyon nüfusu, 40 milyon yabancı turisti, 4 milyonu aşan sığınmacıyı doyurduktan sonra şimdilik 136 milyon dolar olan ihracatını her yıl arttırmaktadır.

Gelelim GDO ve Hibrit tohumlar konusuna…Türkiye’de GDO’lu tohumlukların üretiminin ve ithalatının yapılması yasaktır. 12 yıla kadar hapis cezası vardır. Türkiye’de hiçbir zaman GDO’lu bitki çeşitlerinin yetiştirilmesine izin verilmemiştir.

Tüketicilerimiz emin olmalıdır; Türkiye’de kullanılan tohumlukların ve üretilen bitkisel ürünlerin tek bir tanesi bile GDO’lu değildir. Türkiye’de üretilen tohumlukların her türlü denetim ve kontrolü Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.

Kamuoyunda hibrit ( melez) tohumlukla GDO’nun karıştırılması da önemli bir sorun. Hibrit tohumluğun elde edilmesi için aynı türe ait olan bir kısım bitkiler ana, bir kısım bitkiler ise baba olarak kullanılır. Ana ve baba ebeveynlerin ayrı ayrı çoğaltılması ve melezlenmesi sonucunda hibrit çeşit meydana çıkar. Hibrit teknolojisi zaten doğada kendiliğinden olan bir sürecin kontrollü ortamda yapılmasıdır. Hepimiz bir anne ve bir babadan olduğumuza göre, hepimiz hibritiz aslında. Hibrit çeşitler başta çoğu sebze bitkileri, mısır, ayçiçeği, kolza, pamuk, şeker pancarı ve sorgum gibi türlerde olmak üzere günümüzde tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Hibrit çeşit ve tohumlukların, genetik yapısı değiştirilmiş bitki çeşitleri ve GDO’lu tohumluklar ile hiçbir şekilde ilgisi ve benzerliği yoktur. Hibrit çeşit ve tohumlukların herhangi bir sağlık riski taşıması söz konusu değildir.

Türk tohum üreticilerinin satış, pazarlama ve marka bilinirliğinin artması için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Bizler Türkiye Tohumcular Birliği ve alt birlikler olarak üreticilerimize, firmalarımıza elimizden geldiğince olanak sunuyoruz. Dünyanın pek çok noktasına firmalarımızla birlikte Sektörel Ticeret Heyeti Programları düzenliyoruz. Eğitim programlarımız kapsamında satış ve ileri satış teknikleri, pazarlama, markalaşma, ihracat prosedürleri konularının uzmanlarıyla üyelerimizi buluşturuyoruz. Dünya Tohumculuk Federasyonu, Avrupa Tohumcular Birliği, Asya Pasifik Tohumcular Birliği, Ekonomik İş Birliği Teşkilatı Tohumcular Birliği gibi kurumların üyesiyiz. Bu platformların düzenlediği etkinliklerde markalarımızın bilinirliğini arttırmaya gayret gösteriyoruz.

2019 yılı ve sonrası için genel görüşleriniz alabilir miyiz?

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar tarım ve tohumculuk sektörünü doğrudan etkiliyor. Tarımsal üretim miktarlarında istatistik ve tahminler geçtiğimiz yıllara oranla düşük çıksa da yapılması planlanan reformların olumlu sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Cumhuriyetimizin kuruluş yıl dönümü olan 2023’e doğru giderken biz tohumculuk sektörünün hedeflerini yükseltiyoruz. Dünya ticaret hacmi içinde ilk 5’e girmek, ithalat ile ihracat arasındaki makası tamamen kapatmak daha çok yeni ve yerli çeşit ve marka ile yurt içi ve yurt dışındaki çiftçilere ulaşmak, sertifikalı tohum üretimimizi en az 1.5 milyon tona çıkarmak, fide, fidan ve süs bitkileri üretiminde yakaladığımız kalite ve miktar artışını daha yüksek hızda yükseltmek sektörümüzün temel hedefler olarak ön plana çıkıyor.