“Tarımda dijital çağ başladı”

Dünya ülkeleri tarafından teknolojik gelişmelere verilen önem gün geçtikçe artıyor. Ülkelerin yakından takip ettiği bu alanda ülkemizin de geleceğe yönelik yatırımları var. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin bir gerekliliği olarak Endüstri 4.0, günümüzde ise tarım alanlarında uygulanmaya başladı. Bu dijital dönüşümün adı ise Tarım 4.0. Dünya genelinde yeni gelişme gösteren bu alanda ülkemizde oldukça iddialı bir duruş sergiliyor. Devlet yetkililerinin de yakından ilgilendiği bu alanla ilgili olarak sorularımızı Ali Rıza Ersoy’a yönelttik.

Ali Rıza Ersoy, çok hızlı ve başarılı çalışmalar yaptıklarını belirtirken, Türkiye’nin; Hollanda, İsrail ve Kanada gibi bu konuda çalışan ülkelerden geri kalmadığının da altını çizdi.

 

Türkiye’de Tarım 4.0 çok konuşuluyor. Öncelikle daha fazla anlaşılabilmesi için basit sorularla başlayacağım. Tarım 4.0 nedir? Tarım 4.0 denildiği zaman insanlar bundan ne anlayacaklar?

Bakın, son dört yıldır dünyada Endüstri 4.0 dünyada çok yoğun bir şekilde kullanılıyor. Eğer bir dakikada içerisinde Endüstri 4.0’ı anlatmam istenseydi, Endüstri 4.0 için sanayinin dijitalleşmesi ifadesini kullanabilirdim. Aynı şekilde Tarım 4.0’ı da açıklamaya kalkarsak, en basit tanımıyla tarımın dijitalleşmesi ifadesini kullanabilirim. Tanımın bu kadar basit olduğunu söyleyebilirim. Endüstri 3.0 ortaya çıktığında otomasyonu hedefleyen bir yapı içerisindeydi. Kısaca 1970’li yıllarda elektroniğin sanayi ile buluşması ile tüm dünyada otomasyon çağı da başladı. Bir benzerlik yapılması gerekiyorsa tarımı, bu duruma benzetebiliriz. Yani bir mekanik olarak makineleşmeyi, Tarım 3.0 gibi şeklinde isimlendirebiliriz. Şimdi yapmamız gereken bir adım daha atarak Tarım 4.0’a geçiş sağlamaktır. Tarımı dijitalleştirmemiz gerekiyor.

 

Bu durum için makineyi daha da dijital hale getirmek denilebilir mi?

Evet, denilebilir. Günümüzde tarım alanında dijitalleşme kullanımı oldukça düşük bir şekilde önümüze çıkıyor. Dünyada bu alanda yeni yeni dalgalanmalar gerçekleşiyor. Hollanda, İsrail ve Kanada gibi bu işin başını çeken ülkeler var. Ancak bu çalışmalar çok yeni çalışmalardır. Özellikle terminolojide bir buçuk yıl gibi çok kısa bir geçmişi var. Bundan sonra biz Tarım 5.0 çıkana kadar, sadece ve sadece Tarım 4.0 kullanacağız. Öte yandan Tarım 4.0 ile Endüstri 4.0 arasında nasıl bir ilişki olduğunu daha iyi anlamak için şunları söyleyebilirim. Endüstri 4.0’da kullandığımız ve dünya üzerinde konsensüs kuran dokuz farklı teknoloji mevcut ve biz bu teknolojilerin neredeyse tamamını Tarım 4.0’da da kullanabiliyoruz. Çünkü üretimin beton üzerinde yapılması ile toprak üzerinde yapılması arasında pratikte hiçbir fark yoktur. Bugün sizinle konuştuğumuz konuların hiçbiri birer teori değil ve bunun çok güzel örnekleri de bulunuyor. Dolayısıyla mekanizasyonu sağladıktan sonraki aşama olarak çiftliklerimizi dijitalleştirmemiz gerekiyor. Bizim tarım denilince, hem hayvancılığı hem de toprak üstü üretimi baz aldığımız düşünülmelidir. Günümüzde hayvancılık tarımın da ötesine geçmiş durumda. Tarım başlığı altında ülkemizde çok saygın örnekler oluşmaya başladı. Şöyle bir örnek verebilirim. Ülkemizde hayvancılık konusunda ineklerin ayaklarına bağlanan sensörlerle gelişmeler gösterildiği görülüyor. İneklerin ayaklarına yerleştirilen bu sensörler, ineklerin kızışma zamanlarını ölçerek güçlü cinsiyet tahminleri yapma yöntemlerinde de kullanılmaya başlandı. 

 

Ayrıca Aydın Koçarlı’daki akıllı köy örneğinde olduğu gibi, ülkemizde çok güzel örnekler de bulunuyor. Oradan gelen bilgilere göre Tarım 4.0’ın kullanıldığı arazi komşu araziye göre yedi misli daha fazla ürün almış. Eğer bu yedi misli yerine üç veya dört misli olsaydı bile Tarım 4.0’ın verimliliğe olan katkısını açıkça görebilmeniz yine mümkündü. Bahsettiğimizi bu teknolojiler zannedildiği kadar pahalı teknolojiler değil, biz bunlardan bahsetmiyoruz. Sensör teknolojileri her geçen sene ucuzluyor. Basit bir robot yapmaya yönelik ‘Outdoor Hardware’ yani açık donanım dediğimiz, dört hücreli işlemcisi olan el büyüklüğündeki elektronik kartın fiyatı tam 4 ,5 dolara düştü. Ayrıca bu kart basit bir robot yapımı için her türlü donanıma sahip. Teknolojinin hızla ucuzladığını görüyoruz. Dolayısıyla teknolojik imkanları hemen bugünden başlayarak kullanmaya başlamak gerektiğini düşünüyorum. Müsaadenizle birkaç örnek vermek istiyorum. Anlamayı kolaylaştıracak basit örnekler vereceğim. Kendi kendine hareket edebilen, uzaktan kumandalı, insansız bir hava aracı olarak bir drone düşünmenizi istiyorum. Büyük bir arazinin kenarında bulunan bir kulübenin içine drone’u sıvı gübre ile birlikte yerleştiriyorlar. Kulübenin kapısı drone ile haberleşebiliyor. Biz buna Machine to Machine, yani makine ile makinenin haberleşmesi diyoruz. Drone bir yandan kulübenin içerisinde şarj olurken, diğer yandan sıvı gübresini yüklüyor. Geçen yıl on kilo kadar sıvı yüklemesi yapan drone’lar yapıldı. Ama eminim ki şu an bu ölçek elli kilo olmuştur. Çünkü günümüzde her şey çok hızlı gelişiyor. Bu drone bulut teknolojisinin de yerleştirildiği algoritmasında gübrelemeyi ne zaman yapması gerektiğini biliyor. Bunu tabi ki ezberden bilmiyor. Toprak altı ve toprak üstü sensörler sayesinde sürekli olarak; rüzgârın yönünü, nemini, toprağın kimyasal yapısını ve onlarca parametreyi 24 saat boyunca ölçebiliyor. Bu bilgiler ise GPRS yöntemi ile bulut teknolojisine aktarılıyor. Bu bilgiler, Tarım 4.0 aplikasyonunda işlendikten sonra doğru gübreleme zamanını belirliyor ve ardından drone emri alıyor ve işleme başlıyor. Bu da insan etkileşimi olmaksızın ve babadan kalma eski yöntemlerin uygulanmadan tarım yapılabileceği anlamını taşıyor. Drone, GPS sistemi üzerinden koordinatlar yüklü olduğu için sıra sıra bitkileri ilaçlıyor ve gübresi bittiğinde tekrar kulübeye dönüyor. Bunu 24 saat yapacak şekilde tasarlanan bu insansız hava araçları, insan faktöründen ise on kat daha kabiliyetli işler yapabiliyor. Biliyorsunuz ki bu işin gecesi veya gündüzü yok. Size verdiğim örnek en basit örneklerden birisiydi. Bunun bir adım ilerisine gittiğimizde ise; ‘Mass Production’ kavramından söz edebiliyoruz. Bu kavram aynı ürünü birden fazla sayıda üretmek anlamına geliyor. Bu bizlere fiyat avantajı sağlayan bir kavramdı. Ancak geleceğin dünyası hızla kişiselleştirilmiş kitlesel üretim modelini benimsemeye başladı. Yani Endüstri 4.0 bizlere diyor ki, eğer Mass Production fiyatına kişiselleştirilmiş Mass Production yapabilirsen, bu işin ruhunu kapmışsındır. Anı durum tarım için de geçerli. Hiçbir ayrım gözetemeyiz. Biz bugün bütün marulları aynı anda ve aynı miktarda ilaçlıyoruz. Ve yahut ağaçlara da aynı şekilde işlem yapıyoruz. ‘İmage Processing’ dediğimiz görüntü işleme algoritmalar ve teknolojileri sayesinde drone’lar her bir ağacın gelişmişlik seviyesine göre işlem yapıyor. Bu seviyeleri şöyle sıralayabilirim. Hızlı gelişmiş, az gelişmiş, hiç gelişmemiş ve hasta diye gruplandırabiliriz. Bu drone’lar hastalığın cinsini tespit edip hastalığa uygun ilacın sadece o ağaca ilgili miktarda verilmesini de sağlıyor. Bu teknolojilerin sayesinde inanılmaz bir verimlilik sağlanıyor. Ağaçlar bu sayede kişiselleştiriliyor ve boşa harcanan zaman, su ve gübreden de kazanç sağlamış oluyoruz. İnsan etkileşimi olmadan ağacın ihtiyacının ne olduğu tespit edildikten sonra; hangi tür ilacın, hangi miktarda, ne zaman ve ne şekilde uygulanacağını belirleyen bilgisayar programları, bütün sorunları belirleyip fiziki olarak uygulamaya geçiyor. İşte biz buna Tarım 4.0 diyoruz.

 

Dün İzmir’de konuşulan başka bir örneğe değinelim. Arı benzeri küçük drone’lar yapılmaya başlanmış. Biliyorsunuz arı olmasaydı, hayat olmazdı. Bu drone’ların içine polenler yerleştirilip döllenmeyi sağlamayı planlıyorlar. Çok iyi gözümde canlandırabiliyorum. Bundan yalnızca bir veya iki sene sonra ağaçların olduğu plantasyonlarımızda binlerce arı benzeri drone döllemeyi gerçekleştiriyor olacak. Tabi insan faktörünü devre dışı bırakmıyor.  Bu araçların yapımı ve programlanması insan faktörü ile gerçekleştiriliyor.  Bu araçların bizlere kazandırdıkları bu süre içerisinde ise biz insanlar, daha kaliteli işlerin peşinde koşacağız. Muhtemelen verimliliği bir arıdan daha fazla yapacağız. Ama ne arılar bize ne de biz arılara küseceğiz. Çünkü bu araçlar doğal bal yapamadıkları için yaşamımızın her anında arılara ihtiyaç duyacağız.

 

Endüstri 4.0 ‘da dokuz ayrı teknolojiden bahsettiniz ve bunların tarıma uygulanabileceğinden bahsettiniz. Bu dokuz teknoloji nedir? Birer cümleyle alabilir miyiz? Tarım 4.0’dabizi nelerin beklediğini daha iyi anlamak için soruyorum.

Tabi. Bunlardan birincisi siber fiziksel sistemler olarak adlandırılıyor. Yani bir otomobil ya da herhangi bir ürün üretilmeden, onun inovasyonunun, optimizasyonunun ve dizaynının bitler dünyasında, yani bilgisayarlar dünyasında 3 boyutlu yazıcılar tarafından yazılımlar dünyasında yapılmasını şart koşuyor. Daha sonra fiziki dünyaya geçmemizi istiyor. Kısaca sonra tuğla ve betona geçeceksin diyor. Amaç burada hızlı olmaktan ibaret. Yani yanlış yaptığınızı düşündüğünüz bir konuyu siber dünyada bir gecede silip sıfırdan başlayabilirsiniz. Bu size sıfır maliyet getirir. Ama bir fabrika kurduktan sonra yanlış olmuş deyip fabrikayı yıkamazsınız. Aynı durum tarımda da uygulanabilir. Tarım alanları planlanırken, tarım ile ilgili işletmeler planlanırken, tarımla ilgili fabrikalar planlanırken, siber fiziksel sistemler kullanılabilir. Biz de bu sistemleri gelecekte kullanıyor olacağız. Böylece hata varsa anında düzelteceğiz. Her şey yoluna girdiğinde, optimize olduğunu düşündükten sonra fiziki dünyada gerçekleştireceğiz. Bu bize hız ve maliyet kazandıracak.

 

İkincisi; büyük veri ve analitik programlarından oluşuyor. 2010 ile 2020 yılları arasında dünyada üretilen bilginin yani verinin, elli misli artması planlanıyor. İnsanlık tarihinin şu döneminde hiçbir başlık altında hiçbir agüman elli kat büyümedi. Dolayısıyla çok hızlı değişen dünyaya doğru hızlı bir şeilde gidiyoruz. Hepimiz bunun farkındayız. Burada üretilen veriyi, bir cep telefonunda on tane sensörün 24 saat boyunca sürekli veri ürettiğini düşünürsek daha iyi anlayabiliriz. Ama bir ve sıfırlar işimize yaramıyor. Bunu bilgiye dönüştürecek daha sonra da bilgiyi karara dönüştürecek algoritmalara ve yazılımlara ihtiyacımız var. Bunlara da analitik yazılımları diyoruz. Biraz önce verdiğimiz drone’larla gübreleme örneği buna en güzel örnektir. Yani inanılmaz sayıda veri toplanıyor. Bu toplanan veri bilgiye dönüştürülüyor. Sonra git artık gübrele gibi kararlar çıkıyor. Daha sonra da bu kararlar teknolojik araçlar tarafında uygulanıyor.

 

Üçüncüsü; Türkçeye nesnelerin interneti diye çevirdiğimiz ama zaman içinde her şeyde internete dönüşen kavram. Kısaca 2020 yılına geldiğimizde ki önümüzde bir, iki yıl kaldı. Elli milyardan fazla nesnenin internete bağlı olması öngörülüyor. Bizlerin de çipleri 5 yıl içerisinde takılmaya başlanacak. Taktırma diyemeyeceğiz. Çünkü bağlantılı olmadığımız takdirde siste dışı kalacağız.  Tarım 4.0’da ise bunları nasıl uygulayabilir diye sorarsanız eğer, size şöyle cevap verebilirim. Bu işlemlerin küçük işletmelerden ziyade önceliği büyük işletmelerdir. Tarım arazilerinin yol koşulları ve her bir ağacı ayrı ayrı incelemek çok zorlu koşulları da beraberinde getiriyor ve neredeyse imkânsız. Ancak biz, drone’lar veya sensör teknolojilerini kullanarak , ürünlerin yanına bile gitmeden bütün veriyi toplayıp, önce bulutlardaki aplikasyonlara gönderiyoruz ve ardından karar aşamasına dönüştürüyoruz. Dolayısıyla çiftliklerimiz, hayvancılıkla ilgili ağılarımız aklımıza ne geliyorsa, sadece toprak için konuşmuyoruz. Hayvancılığı da konuşuyoruz. Tarımla ilgili bütün fabrikalarımız birbirlerine internet üzerinden bağlı olmuş olacak. Buna nesnelerin interneti diyoruz.

 

Bir diğer teknoloji siber güvenlik teknolojisidir. Bugün ne oluyor, genç Rus hacker Bursa’daki fabrikamıza saldırıyor. Patrona telefon açıp 2500 doları gönder diyor. Patron panik halinde parayı gönderiyor ve fabrika tekrar çalışmaya başlıyor. Ancak gelecekte her şey verilere bağlı olacağı için, tarımla ve hayvancılıkla ilgili bütün verilerimiz altın değerinde olacak. Bu verileri ne yabancı ülkelere ne de rakiplerimize kaptırmak isteriz. Dolayısıyla veri çağının başladığı bir dönemde veri en kıymetli varlığımız, yani çağımızın petrolü haline dönüşecektir. Başta teknolojik robotları konuşuyor olacağız. Bu robotların gelişmişlik şekli;  insandan öğrenen, insana öğreten, birbirlerine öğreten ve birbirlerinden öğrenen olarak gruplandırılıyor.  Bu robotlardan Arçelik’te yirmiden fazla var ki on tanesini kendileri yaptılar. Verilen komutlar dalgalarla ülkeye yayılıyor. Tarımda ne yapacağız. Tarımda, özellikle insan gibi robotlara ihtiyacımız olmayabilir.  Ancak gelecekte ona benzeyen robotları görüyor olacağız. Otonom traktörler zaten birkaç yıldır konuşuluyor. Kullanılmaya başlandı. Tarlalarımızda kullanacağımız mekanizasyon, otonomlaşacak, yani insansızlaşacak. İzmir’de düzenlenen danışma kurulunun fuarında korka korka bu konuyu anlatırken, acaba tarımda işsizliği mi çıkaracağız diye korkarken, tam tersine hocalarımız konunun üzerine saldırdı. Biz tarımda çalışacak adam bulamıyoruz dediler. Dolayısıyla tarımdaki mekanizasyon bu sorunu bir miktar çözdü ama asıl çözüm şimdi dijitalleşme sayesinde geliyor. Otonom traktörler ve ona benzer cihazlar insana bağımlılığı neredeyse sıfır düzeyde ve 24 saat boyunca gece gündüz demeden, otomatik olarak insanın yaptığı işleri yapıyor olacaklar. Çiftçilerimizin buna sahip olması gerekmeyecek. Belki kooperatifler üzerinden elde edebilecekler. Bugün bu araziyi yapacak, yarın yandaki araziyi yapacak, ertesi gün yandaki araziyi. Çok hızlı iş yapıyor olacakları için, çok kısa zamanda çok daha uygun yöntemlerle bütün bu kas gücünü gerçekleştiren işlemleri makinelere ve robotlara devrediyor olacağız.

 

Bir başka teknoloji… Hatırlamaya çalışıyorum… Arttırılmış gerçekçilik. Bildiğiniz gibi bir sanal gerçekçilik var bir de arttırılmış gerçekçilik var. Arttırılmış gerçekçilikte hayatında bir arabanın kaputunu bile açmamış bir hanımefendinin eline bir pad veriyorsunuz. O pad’te insern no flow seçeneğini takip edip iki saat içinde arabayı tamir edebiliyor. Arttırılmış gerçekçilik, sanayiye çok yoğun bir şekilde girdi.  Burada özellikle çalışmaya yeni başlamış işçiler ve hatta servis konularında çok uzaktan pahalı mühendisleri getirmeye gerek kalmadan pad’i arızalanan noktanın üzerine tutuyorsunuz. Aynı zamanda bu verileri Münih’e gidiyor, Münih’ten talimatlar geliyor. Yani şu vidayı sıkacaksın gibi. Tamiratı birkaç saat içinde neredeyse sıfır maliyetle gerçekleştirebiliyorsunuz. Tarıma uygulaması çok benzer. Bir kızımız ismini unuttum şu anda ama bundan bir yıl kadar önce buluşup tanışmıştık. Arttırılmış gerçekçiliği bağcılık eğitiminde kullanmaya başlamıştı. Bir üniversitemizle işbirliği içindelerdi. Facebook’tan takibini yapıyorum. Ticari ürün haline getirmişler. Yani artık bir bağa gitmeden, bağa girmeden işin teorik ve pratik bölümünün çoğunu bir arttırılmış gerçekçilik gözlüğü takarak, öğrenme lüksüne sahip olacağız. Çok ucuz maliyetlere çok büyük kitleleri arttırılmış gerçekçilik sayesinde tarımda eğitime tabi tutma şansımız olacak. Bunun verimliliğini tartışmaya gerek yok zaten.

 

Anlattıklarınızı doğrultusunda bakacak olursak Türkiye tarımda ne kadar hızlı büyüyor?

Dostlar, ben tarım camiasına çok yeni giriyorum. Şurada birkaç ay oldu sadece. Ama çok hızlı alışacağımı biliyorum. Bunları konuştukça insanlar heyecanlanıyorlar. Hadi gel yapalım edelim diyecek noktaya geliyorlar. Danışma kurulunda ve İzmir Fuarında çok fazla insanla tanışmaya başladık. Orada daha güzel örnekler verebileceğim ama şu an verdiğim örnekler son derece sınırlı. Bu tür dijital devrimin ilk önce büyük ölçekli şirketlerimizde başlayacağı kesin. Onların daha vizyoner olması, ARGE’ye ayırabildiği kaynaklar ve insan kaynakları daha iyi. Örneğin Tat Gıda, tarım 4.0’ı başlatıyoruz projesini başlattı. Beni de toplantılarına çağırmışlardı.  Onlar Tarım 4.0’ın endüstriyel alandaki faaliyetlerine başlıyor olacaklar. Aydın’da olduğu gibi toprağa geçen örnekler var. Sayı şu ada son derece sınırlı. Ama emin olun bir, iki yıl içinde bu dijitalleşme yolunda emin adımlar atacak şirketlerimizin sayısının 100’ü bulacağına eminim. Daha sonra Tarım 4.0’ın giderek yayılacağını düşünüyorum.

 

Sanayinin penceresinden baktığımızda devletin bu konudaki politikaları hakkında neler söylenebilir?

Ancak endüstri perspektifinden açıklama yapabilirim. Çünkü Tarım 4.0 henüz çok yeni. Ancak onu söyleyebilirim. Biz 2015 yılının Aralık ayında ilk kez, o zamanlar Sanayi Bakanı Fikri Sağlar’ın isteği üzerine Ankara’da bulunduk. Hiç unutmuyorum, 9 Aralık tarihinde. Arkasından son derece hızlı bir şekilde çalışmaya başladık. Sonra TÜSİAD Endüstirizasyon Kurulu’nun kurucu başkanlığını yaptıktan sonra, TÜSİAD şapkasıyla konuşmaya başladık. Kaç defa Ankara’ya gittiğimizi bilmiyorum. Bugünlerde de Kalkınma Bakanlığı ile 11. Kalkınma Planı’na sanayide dijitalleşme maddelerini yazmaya çalışıyoruz. O dönemde Sanayi Bakanlığı ummadığım kadar hızlı hamleler gerçekleştirdi. 2016 yılının seçimler, 15 Temmuzlar gibi sebeplerle çok zor bir yıl olmasına rağmen, bu hızlı hamlelerin yapılması bizleri mutlu etti. Buna rağmen 2016’nın sonbaharında Endüstri 4.0 platformunu milli adıyla Türkiye Sanayide Dijital Dönüşüm platformunu kurmayı başardık. Bu geçen süre içerisinde Türkiye’nin yol haritası hazırlandı. Aslında 2017’nin yaz aylarında hazırdı. Lansmanı henüz gerçekleşmedi. Aralıkta yapamadık ama Ocak ayı içinde lansmanı yapılacak. Almanya’da sadece dört, dört buçuk yıllık bir gecikmeyle Türkiye’nin yol haritası kamuoyu ile paylaşılacak. Ben bunu çok mucizevi bir gelişme olarak görüyorum. Yani çok hızlı ve çok başarılı bir dönüşüm. Katkımız büyük oldu ama çok iyi rezonans gördük. El birliğiyle çok güzel çalıştık. Aynı şeyin tarımda olacağına en ufak şüphem yok. Niye derseniz bunun da en güzel belirtisi İzmir’de düzenlenen fuarımızın mottosunu Tarım 4.0 yaptıktan sonra ilk kez fuar Tarım Bakanlığımız tarafından himayet altına alındı. Dolayısıyla ne kadar duyarlı olduklarını ve ne kadar hızlı reaksiyon gösterdiklerini bizlere tekrar gösterdiler. Kırktan fazla ülkenin Tarım Bakanlıklarının bütün masraflarının karşılanması ile birlikte davet edilmeleri bile aslında çok çarpıcı bir hadise. Bütün bunlar birkaç hafta içinde gelişiyor. İnanılmaz bir ivme var. Dolayısıyla Tarım 4.0 konusunun özellikle yeni bakanımız tarafından da şefkatle kucaklanacağı konusunda en ufak şüphem yok.

 

Ayrıca eklemek istediğiniz noktalar bulunuyor mu?

Konuyu toparlayalım o halde. Yani İzmir’de gerek fuar açısından gerekse Ege Üniversite’nin, Borsa ile birlikte başlattığı Tarım 4.0 çalıştayları çok heyecan verici. Sanayinin yüzde 70’i tarım kökenliymiş. İhracatımızın da merkezi gibi görünüyor. En azından liman olarak. Dolayısıyla İzmir’in ben bu tür dijital teknolojilere çok yakın bir aurasının olduğunu düşünüyorum. Yoğun bir şekilde Tarım 4.0 çalışmaya devam edeceğiz.